Annemin anısına…
Bir yılbaşı gecesi size neyi hatırlatır ki? Çoğunlukla geçmişi. Çocukluğunuz bir rüya gibi akar gözünüzün önünden içinizden geçerek ve yüreğinize ekilmiş olanın gölgesinde, durup dururken bir masal dillenir, ta eskilerden…
Bir yılbaşı gecesi, dünya ziller takmış oynuyor oryantal gibi, dokunduğu her yere simlerini bırakarak. Evlerin içi gelin gibi süslenmiş parlak tellerle. Önceden tasarlanıp dikilmiş abiye elbiseler giyilmiş eve ilk defa gelecek misafire hoş görünmek için. Fırınlarda pişen patatesli hindiler nar gibi, lezzet içinde terliyor. Karışık kültüre özgü, yeni yıl bereketli olsun diye, gollifa dağıtılmış komşulara, ırk, din, dil gözetmeden. Ve gelenleri ağırlamak için, bol peynirli üzümlü pilavunalar, malzemesinden çalınmadan, hatta gereğinden fazla malzeme kullanılarak, fırınlara salınmış. Bir günlüğüne hesap kitap bırakılmış, herkes, parayı düşünmeden yaşamanın zevkini çıkarıyor; “yeni yıla Allah kerim” diyerek. Yumurtalar rengârenk boyanmış, insanlar durmadan, çarpıştırıp, yeni yılın şanslısını seçmeye çalışıyorlar; kırılan kaybetse de şanssızlığına gülüyor. Başlarına komik püsküllü şapkalar takarak, çok önceden kararlaştırdıkları yerlerde toplanıyorlar; bir geceliğine çılgınca eğlenmeyi şiar edinmişler… Çünkü eğlenerek yeni yıla girdikleri zaman, eğlenceli bir sene geçirecekleri söylenmiş çocukken. Gök dahi unutulmamış; parıltılarla kuşatmışlar onu da. Ama o utangaç bir kız gibi nazlanarak, durmadan sönüyor; değişik renkler fırlatarak, geleneğin inadıyla onu tekrar giydiriyorlar. Çamların üstünde bir yanıp bir sönen yıldızlar var. Aydınlatılmış sokaklar göz kırpıyor geçenlere. “Eski yılı çöpe atacağız; biraz sonra umutlarınıza dilek tutun gerçek olmasını isterseniz yeni yılda” der gibi…
Yılbaşı gecesi… Kimsesizlerin yalnızlığının katmerlendiği, girdikleri hâlet-i ruhiye ile geleceğe dair hiçbir hayal kuramadıkları gece. Büyük soğuk bir odada, mangalın başında üç küçük çocuk ısınmaya çalışıyor, ellerini kömüre uzatarak. Büyük kız, iki çocuğun sorumluluğunu yüreği korkudan uçuşarak içine yüklemiş; taşıyabilirmiş gibi! Ortanca, toplumun dayattığı erkek olmanın güdüsüyle, kız kardeşlerini kötülüklerden koruması gerektiğinin ağırlığında. Ve en küçük kızın aklında, sadece annesi… Anne çok uzak bir hastanede hemşire; vardiya usulü çalışıyor, yılbaşı gecesi nöbeti onda. Baba yok, ölmüş, en küçüğünün doğduğu günden beş gün sonra… Gecenin karanlığı aç bir kurt gibi dışarıda bekliyor; sanki kapı açıldığında içeriye dalacak ve içindeki kötülükle onlara saldırıp parçalayacak. Korku sessizlikte çoğalmış; çocukların küçücük yüreklerine her nefes alışta girmiş, çöreklenmiş yatıyor, yılan gibi. Ağızlarını açtıklarında, değişik bir insan olma özlemi buharlaşıyor odanın soğuğunda, ses çıkarmadan içlerinden gelen ahla karışıyor keşke. Ah! Keşke babaları ölmese, keşke zengin olsalar, ya da kalabalık bir aile! En küçüğünün aklında: Ah! Keşke Annesi çalışmasa…
Yalnızlık ipekten bir şal, üstlerini sarıyor soğuktan korumadan, daha da üşüterek. Odada çıt yok, bu bir dayanışma. Bir tanesi korkusunu belli ederse, elektrik akımı gibi birbirine geçecek! Işık yayılır, sonra şimşek çakar ve en kötüsü gök gürültüsü, gümbür, gümbür gelir arkadan. Onun korkusu var, çünkü korku yıldırım gibi, eğer odaya düşerse, arkasına saklanıp eteğini kucaklayacak yok… Sessizlik bir kalkan, sükût, gümüşten geçip altın oluyor küçücük akıllarında. Kimsesiz üç küçük çocuk, ısıtmayan korların başında, çeneleri avuçlarında, sadece kıvılcımlara bakıyor. Baştan kaybetmenin zorluğu yanıyor gözlerinde; eksik aile olmanın, yalnız kalmanın, kimsenin şımartmadığı bedenleri yalnızlığın soğukluğunda ürperiyor. Küçük olmalarına rağmen, incecik ayaklarının üstünde durmak mecburiyetinde olduklarını biliyorlar ve bedenlerinin ağırlığı küçük yüreklerini eziyor.
Aniden bir motor sesi bölüyor umutsuzluğu. Gecenin on ikisi vuruyor, çanlar çalıyor ve Noel Baba’nın çıngırak sesi geliyor inceden ince, arka bahçeden. Kapı açılıyor hızla; kırmızı paltolu, koca göbeğinin üstünde geniş kemeri, başında kenarları beyaz kürkle süslenmiş kırmızı şapkasıyla, elinde bir hediye torbası, bıyığı ve sakalı kar gibi pamuktan iri yarı bir silüet, rüzgârla dalıyor içeri. Çocuklar donakalıyor... Noel Baba! Ve sürpriz kanatlanıyor, uçar gibi yürüyor çağla yeşili gözlerinde baygın bir gülümsemeyle… Çıngırağını çalarak bütün evi dolaşıyor ve çocukların o şaşkın bakışlarının karşısında duruyor sevinçle. Çocuklar bakıyor ve annelerini görüyorlar. Evin içi bin renkle aydınlanıyor. Önlerine konan parlak hediyeler gözlerine yansıyor ve “ho, ho, ho” diyerek kucaklıyor anneleri onları, yastıktan yapılmış yumuşak göğsüne basarak. Onlar şaşkın, cansız bebekler gibi kalakalmışlar. Anne çocuklarını bir daha, bir daha kucaklıyor, sevgiyle öpüyor birkaç kere, geceye yetsin diye ve “işe dönmem lazım, fark ederlerse işten atarlar” diyor… Kokusunu, sıcaklığını ve mutluluğunu odada bırakarak odayı ısıtıyor ve geldiği gibi hızla kapıdan çıkıp motor sesine karışıp rüzgârla kayboluyor.
Doğduğunda babası öldüğü için kendini uğursuz sayan küçük kız, annesinin bu yaptığını hiç unutamadı hayatı boyunca… Belki babası ölmüştü ama annesi ona hayatının en güzel hediyesini vermişti. Büyüdükten sonra her yılbaşı gecesi, hep onun o yorgunluğuna ve zorluğuna rağmen emek vererek yaptığı yılbaşı sürprizinin çıngırak sesi, nerede isterse olsun kulağında çınladı. Beklemedikleri güzel bir şey yapıp insanları sevindirmenin, onlara önemsendiklerini, düşünüldüklerini, sevildiklerini, yalnız olmadıklarını anlatabilmenin kaç çeşit yolu var bilmiyorum. İnsan yüreği o kadar derin ki, önce ruha
sızmak lazım yüreğe inebilmek için. Kısacası insanı sadece sevmek yetmiyor, göstermek için emek lazım. Annemle hiç mi kötü anım yok? Herkes gibi belki de benim de var ama önemli olan iyiyi hatırlamak. Kötü olan her şey hayatınıza zehir katmaktan başka ne işe yarar ki? Bu onsuz ilk yılbaşım. Ben, insanları mutlu etmek için sarf edilen emeğin unutulmadığını, insanın belleğine, kökleri yüreğe ulaşan ve sevgiyle sulanıp hep yeşil kalan bir ağaç dikmek olduğunu öğrendim, o yılbaşı gecesi annemin yaşattığıyla… Yüreğimde hâlâ sevgiyi göstermek için insanların bütün zorlukları aşabileceğinin çıngırağı çalıyor ve susmayacak bilirim. Her yeni yıl, bana çocukken verdiği o hediyenin büyüklüğünde bir hediyeyi anneme veremediğim için içim sızlayacak. O bir sevda ustasıydı çünkü bana sadece sevmeyi değil, sevgiye emeği de katarak, insanları sevindirmekten, haz duymayı öğretti.
Her yılbaşı iyiyi ve güzeli hatırlamak duygularımıza bir hediye…


Son yorumlar