Miras
Bugün de ateşkes devam ediyor, sabah kalktım her şey aynı… Hiç değişmeyecek bir güne soyundum, Gece gözümü kırpmadım. Uyutmadı beni yeknesak duygular. Bir de komşunun gece havlayan köpeği, sabah ezanında nağmeyi değiştirip ulumaya başlayan… Akşam seyrettiğim filmin sonu gelmedi. Sonsuzla eklemlendi bir sürü şey… Böyle senaryolarda mendille bulur insan kendini… Ve kızar sebep olana… Hep fena birileri var ve onlar mutlu sonu engeller… Yaşanan olumsuzluklar, filmde kurgulananla kesişiyor. Sonunu beğenmeyenlerin şikâyetleri de. Çünkü muallâkta kalan şeyler bize yabancı değil! Aynını tekrar seyrediyoruz bazen, yanlışın yapılmamasına dua ederek, sonu değişsin istiyoruz filmin. Biz değişmeyerek… Herkesin bir suçlusu var seyrederken, kendiyle ilişkilendirmediği; yalnız iyileri özdeşleştiriyoruz kendimizle. Yaşadığımız şeritten kötülerimizi kesip atarak, şiirli senaryoda acıklı hallerimizi bırakmışız… Akşam olmuş güneş batmış/ ay kumun altına saklamış huzmelerini/ söndürmüş ışıklarımızı bir bir sokaktakiler/ hazırlanmadan hayatımıza perdeler açmış/ sarıldığımız katrandan siyah bobinlerdeyiz/ oynattıkça yaşayamadan duyguları/ hızla geçmekte çarpık-çurpuk kader oyuncuları/ benzersiz garabet ilişkilerdeyiz/ sen yolun bir yanında ben öteki yanında/ aramızdan kervan geçiyor devesiz/ bizim olanları taşıyorlar öteye/ bizden habersiz/ uçsuz bucaksız bir çölde tek yol o kaldı/ ve biz karşıdan karşıya geçmeden/ ezileceğiz… Teller dizilmiş, duvarla kesilmiş yollar. Çıkmaz sokaklarda uzuyor boylarımız. Bir hayali kucaklamak istiyoruz kucaklayamadığımız… Kimin hayatında bir imkânsızı yok ki kavuşamadığı. Ulumalar lanetlemiş hayatlarımızı tarihten… Neden niçin yazıldığı belli! Birileri birini yenmiş, herkes kaybetmiş… Ve hala bitmemiş… Hükümsüz davalarda/ yelkovansız saatlerdeyiz/ tarihten kötü biçilmiş don-kişotlar/ çekmiş kılıçlarını her şeyi karıştırmışlar/ bilmiyoruz kaçtayız/ iyi saatte olsunlar kötü kurmuşlar bizi/ tik-tak savaş açmışlar/ tak-tik asasını kaldırmış birileri/ deniz gibi ortamızdan yarmışlar/ sen bir yana ben bir yana/dalgalarız herkesin geçtiği/ ortamızdaki yolun iki yakasıyız bir araya gelmeyen/ orkestra şefi sallayarak değneğini bizi idare ediyor/ bir beni gösteriyor bir seni/ kavga şer müziği çatallı iki dilli/ piç dalından değneği/ havada yılan gibi dolaşır/ bozarak sesimizi… İnsanlar kader dedikleri yanlışlarını, çıkardıkları yüksek seslerin müziğiyle oynamak istiyorlar, şikâyetlerle, bozdukları her şeyin üstünü örterek... Cansız oynadığımı fark ettim, yüreğimi es geçerek. Gözümden düştüm… Sonunda kavuşamayan sevgililere ağladım… Kaç kişi hayatında kendi haline ağlar, başkasına ağlar gibi yaparak… Yaşadığım yerde, kaybolan her şeyin içinde ben varım. Aramak lazım bir şeyi bulmak için. Yaşamak… Gerçek olmak, rol yapmaktan çıkarak… İnsan olmak. Kimliğinle adımını attığın an, paran olmadan, zengin olmak yaşadığın tüm gölgelerden çıkarak… Ötekinin sana baktığında aklında sana dair kurduğu tek fanteziden kurtulmak… Yıllardır olağanüstü yaşıyorsun, sınırda ‘durum duru’ derken… Dur! diyor toprak olanlar, üstünde yaşayanlara… Duruyorsun! Başını arkaya çeviriyorsun, evin yıkılmış, bir toz bulutundan toprağın kopmuş, iki parçasına da basamıyorsun işte… Biz basılı kaldık bam telimize/ bas bariton tenor kurulan koroyduk/ acı çığlıklanıyor ağzımızı açtığımız an/ ölüm senfonisi çaldıkça çalıyor zamanlarımızı/ kendi şarkılarımızı çağırmadan/ siyah kare filmin içinde/ bin bir göz hapsindeyiz/ seyircisi değişip/ hep aynısını oynayan/ gözyaşıyla ıslanan uzaklara sallanan/ mendilleriz teslimden/ kimse bilmeden sandıklarda sararan/yapayalnız/ göçtükçe yerimize başkası konan/ figüranlarız… Sözü olmayan kalabalığın içinde yaşamak nasıl bir duygu… Çıkardığı dersleri bırakmak istiyor insan, oynadığı rolle… Senelerce bir pantomimde, hak etmiş gibi yaparak halının altına süpürdük haramı… Yan yatarak… Kilolarca terlemeden kazandıklarımızı koyacak yer bulamadık, yerleri siliyoruz, temizlenmiyor vicdanlarımız… Her gün sildiğimiz yerlere basıyoruz, ayağımızın izi kalıyor, tozunda yüreğimiz, zaman hep bahanemiz… Teli çelikten yayı bıçaktan/ bir keman/ hep aynı çalan/ yerli-beyaz tüy- ruhumuz/ havalanmış bulutlara bir şey katmadan/ yükselmiş kuraklığa yağmur almadan/ yanmış ağaçlardan geçmiş/ yanmadan/ her şeye umursamadan/ yukardan bakmış/ hayalet evler bitmeyen yollar/ her yerde setler/ hiçliğin hafifliğine sarılmış/ rüzgârlara kapılmış, kaybolmuşuz/ basmışlar yıkılası duvarlara asmışlar/ kopmuş yıpranmış renksiz/ afişlerdeyiz/ hiç birinde yok ismimiz/ kim soktu bizi bu karanlık stüdyoya/ bir dakika/ Bu filmin senaryosu yanlış yazılmış/ bizden başka herkes başrolde… İki ayrı dilde yaşanmış hayat, alt yazılarla… Kendi dilini okumaya alışıyor insan… Seneler sonra fark ediyor filmi göremediğini… Kimliksiz insanlar, adressiz mekânlarda, çaresiz kalmışlar kısaca… Boş sayfa/ bileti sıkıntıya kesilmiş filmlerdeyiz/ sonu belirsiz… Biz kendimizden başka hiçbir şeyi bitiremedik… Hafızaya müdahale etmek, düzeltmek istiyorum, öldükten sonra eşyalarımı karıştıranlar iyi şeyler bulsunlar. Yarattıklarım geçmiş önüme okuyup yazıyorlar, altını çiziyorlar kaynağını unutmamak için… Ben senelerce okuyup geçtim altını çizmeyerek, savaşlardan kaçarken çok şey var geride bıraktığım… Çocukluğumla… Artık aklımda taşıyarak her şeyi, insanları okumayı öğrendim. Sokakta vicdanımı tartmaya çalışan bir kız çocuğu, babasının çaresizliğini anlatır bana, gurbet ellerde iş bulamayan… Ya da, bir kanser hastanesinde üç nesil kanserle yaşayan Marulla, Memleketin halinin altını çizer! Bir film geçer gözümün önünden yaptığım yanlışlarla… Doğduğumda ne koymuşlarsa önüme ve ne olarak doğmuşsam ve ne bekleniyorsa cinsimden, hepsini ezberletmişler… Kim dağarcığıma bunu atmışsa beni hiç düşünmeden, anam, öğretmenim, mahalledekiler ve en çok da Büyüklerim… Hepsinin payını ayırıyorum kötü geçen günlerde! Bir saksıya çiçek gibi ekmişler seni toprağını çalarak, ha öldü ha ölecek… Bir de doğal afet sarıp başına, geçip karşına ‘Olağanüstü’ demişler… Sen de korkarak sıkıca kendine sarılmışsın, çevrene bakacak vaktin olmamış, hâlbuki trafikte ölende suçum var benim, evkafın su meselesinde… Taşından toprağından çalarak yaptığım her şeyde! Beş parmağı bile kesip yemişim… Neyi bozmuşsam açıkgözlükle, üstümde parlıyor taktığım altınlardan… Zamanında yapamadığım şeyler için utanıyorum çocuklarımdan… Kötü bir miras bıraktım.
Vasiyetnamemde hayır yok;
Yanni’nin bahçesini ve Maria’nın evini bıraktım sana. Nenemin evi, babamın bademliği o tarafta… Umarım halledersin.
Not: Özür dilerim…
Sonuç: Sana beni sevenlerin/ sevda kırıntılarını bıraktım/ konsolun içindeki peşkirlerin altında cüzdanım/ ve ne kadar varsa param/ o kadar ağla arkamdan...


Son yorumlar